Hepimiz İçin Adalet, Hepimiz İçin Özgürlük!

Merhaba. Hem biraz içimi dökmek, hem de bu vesileyle bazı mevzulara kendimce açıklık getirmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın yazdığı kısa bir yazıyı paylaştım. Paylaşımımdan sonra bana kızan arkadaşlarım olduğu gibi, vegan olmaya karar verdiğini söyleyen bir arkadaşım da oldu. Yazı şöyleydi:

image

Bu paylaşımı yaptığım için kalbi kırılan arkadaşlarımdan, onları kırdığım için özür dilerim. Niyetimin sizi kırmak değil sesimi duyurmak olduğunu tahmin edersiniz diye ummuştum. Çünkü bu yazı, bu konuyla ilgili bu zamana kadar paylaştığım onlarca yazıdan sadece biri ve bazılarınızın dikkatinizi ancak çekebildim. Yazıdaki cümleler benim değil fakat kafamın içindeki seslerle aynılar. Çok yakın olduğum, her şeyi konuşabildiğimi düşündüğüm arkadaşlarımla aramızda bu konu, yani veganlık, nedense hiç açılmadı, konuşulmadı. Yaklaştığımız ve ucundan döndüğümüz zamanlar oldu. Belki birbirimize duyduğumuz saygıdan ötürü, karşılıklı olarak o topa hiç girmedik. Öncelikle muhtemelen sizi kızdıracak/kıracak bir şey daha söyleyeceğim. Hayvan (et) yemenize saygı duymuyorum. Benim için (artık) öldürmenin saygı duyulacak bir tarafı yok. Fakat bu konuyu konuşmak istememenize, henüz hazır hissetmemenize saygı duyuyorum.

Yazıya dönecek olursak… Çok sevdiğim, en yakınım gördüğüm bir arkadaşımın bana bu yazıyı paylaştığım için kızmasının ve “Ben bebek katili miyim?” diye sormasının ardından ona bir cevap vermem gerektiğini hissettim. Karşılıklı konuşurken birbirimizi dinlememe, kendimizi ifade edememe, konuyu dallandırıp budaklandırma hatta belki öfkelenip birbirimizi kırma ihtimalimiz vardı. Bazı şeylerin yazılı daha iyi anlatıldığına ve anlaşıldığına inanmışımdır hep. O yüzden bu yazı aynı zamanda bir cevap niteliği taşıyor. Evet sevgili arkadaşım, sen bebek katilisin, ben de öyleyim. Sevdiğim ve sevdiğin, tanıdığım ve tanıdığın bütün insanlar öyle. Annem, babam, kardeşim, dostum, sevgilim… Hepimiz bebek katiliyiz. Yıllardır mecbur olmadığımız halde, sırf tadını seviyoruz diye başkalarının hayatlarını çaldık, çalıyoruz. Kendimize yalanlar söylüyoruz. İkiyüzlüyüz. Ahlaksızız. Benciliz.

Zannettik ki, yunuslara özgürlük deyince görevimizi yerine getirmiş oluyoruz. Sandık ki vicdanımız susacak, kapının önüne bir kap su koyunca her şey yoluna girecek. Sokaktaki köpeğe ev bulunca, barınaklara yardım yapınca, petshoplarda hayvan satılmasın diye isyan edince görevimizi yerine getirdiğimize inanıp hayatlarımıza devam ettik, ediyoruz. Bütün bunlar önemsiz değil, aksine çok değerli, fakat malesef yeterli değil, bu yüzden de dürüst değil. Kediye işkence eden insan yargılansın diye kampanyalar yaparken birimiz de dönüp kendimize bakmadık. Kürk, deri giyenlere kızdık, avlanmayı spor zannedenlere küfürler ettik ama mevzu beslenme alışkanlıklarımıza gelince ucu bize dokundu, laf söyletmedik, sinirlendik. Her gün yediklerimizle, giydiğimiz kıyafetlerle, ayakkabılarla, kullandığımız kozmetik, temizlik ürünleriyle milyonlarca canlının acılar içinde çırpınmasına, yaşam haklarının ellerinden alınmasına sebep olduğumuzu düşünmemize gerek kalmadı. Kendimizi hayvansever olarak tanımlarken kullandığımız tanıma hiç de uymadığımızı içten içe fark ettiysek de umursamadık, o sesi bastırdık, susturduk. Rakı masasında, tabağımdaki balığın kılçıklarını ayıklarken The Cove filminden bahsettiğimi, orada anlatılan zulümü kınadığımı hatırlıyorum. Ne kadar ironik. Çin’de köpek yeme festivaline hayır kampanyasına imzamı atarken tabağımda cheeseburgerim vardı. Kadına karşı şiddete hayır diye bağırırken, benim bedenim benim kararım diye meydanlarda yürürken, çocuk istismarına lanet olsun derken, etinden, sütünden, hayatından faydalandığım anneleri, bebekleri hiç mi hiç düşünmedim. Beni uyandırmaya çalışan insanlara kulaklarımı tıkadım. Duymak, bilmek istemedim. Çünkü damak zevkim değerliydi, vazgeçmek işime gelmedi. Otuz yıllık beslenme alışkanlığımı değiştirmem mümkün değildi. Bu davranışı açıklayan sevdiğim bir tanım var: Ahlaki Şizofreni. Bununla ilgili bir alıntı yapmak istiyorum:

"…Hemen hemen herkes zorunda olmadığımız halde hayvanlara acı çektirmenin yanlış olduğu konusunda hemfikir, ama bu türcü dünyada bu düşüncenin pratikteki tutarlı uygulamasının nasıl yapılacağı konusunda kafaları fena halde karışık ve bu yüzden bir ahlaki şizofreni içerisindeler. Gary L. Francione, ahlaki şizofreninin ne olduğunu şöyle açıklıyor:

'Hayvanlar hakkındaki sosyal ve etik düşünme biçimimiz kuruntu ve kafa karışıklığı halini almıştır. Bu kafa karışıklığı hayvanlara birbiriyle çelişen ve çatışan biçimlerde bakmaya yol açar (bazıları ailenin bir üyesi, diğerleri ise akşam yemeği)'…”

Yeri gelmişken, benim kapılarımı açan Gary L. Francione konuşmasının videosunu paylaşmak istiyorum, izlemek isteyenler, belki bir gün izierim diyenler için: http://www.youtube.com/watch?v=8Weto6obyzQ

Şimdi, şimdiki aklımla, bunları mümkün olduğunca fazla insana anlatmanın benim görevim, onlara karşı borcum olduğuna inanıyorum. Onların dili yok, bu yüzden onların yaşam hakkını savunmak bize düşüyor. Paylaştığım yazıdaki cümleler sizin canınızı ne kadar acıtıyorsa benim canımı da o kadar acıtıyor. Artık öldürmekten vazgeçmiş olmam bir zamanlar öldürmekten zevk aldığım gerçeğini malesef değiştirmiyor. Ahlaksız bir öğretinin kurbanlarıyız ve bunu değiştirmek, öldürmemeyi seçmek elimizde. 

Hepimiz seçimlerimizden sorumluyuz. Adil bir dünya görmek istiyorsan adil ol, dürüst ol, en azından kendine. Gerçek adalet, temiz vicdan, sağlıklı bir zihin ve beden için vegan ol. Unutma, ya hepimiz özgürüz, ya hiçbirimiz. 

Okuduğun için teşekkür ederim. 

image

image

image

Kuran’da Kurban - Prof. Dr. Hüseyin Hatemi

PROF. DR. HÜSEYİN HATEMİ : “Kurban” kelimesi, bugün kullandığımız “kesimlik hayvan, kurbanlık” anlamını taşımıyordu

1- Kur’an-i Kerim’e göre Yeryüzünde (Arz) insanlık için ilk kurulan ma’bed Ka’bedir, ilk Evdir, Beyt-ul-Atıyk’dir. (Al-i İmrân,3,92). İslami rivayetlere göre, Adem (A.S), Kabe’nin inşasından (M.Ö 5593 yılı, 10 Eylül günü ) kırk yıl sonra da Jerusalem (Kudüs) deki Beytul- Mukaddes’in ilk şeklini inşa etmiştir.

2- Hazret-i İbrahim (A.S), miladdan önce 1700 yıllarında, oğlu İsmail’i (A.S) Nuh (A.S) devrindeki Tufan’da - MÖ 4500 civarı - harab olmuş Ka’be’nin yanına, daha sonra doğacak oğlu İshak’ı (A.S) da Kudüs’e yerleştirdi ve onlarla birlikte bu iki mabedi ihya etti.

3- İslam’ın son peygamberi (S.A) tebliğe başladığı sırada Ka’be yerinde idi, fakat putlarla doldurulmuş durumda idi. Kudüs’deki Ma’bed, Süleyman Ma’bedi olarak ihtişamlı bir dönem geçirmiş, Babil esareti döneminin başlangıcında yıkılmış, Perslerin ilk imparatoru Daryuş’un desteğiyle (Büyük Kuruş) yeniden inşa edilmiş, Romalılar’ın hakimiyeti döneminde, Hazret’i Mesih’in (A.S.) gözlerden uzaklaşmasından sonra - MS.66- bir isyan sonucunda tekrar harab edilmiş, o yöreye bazı hristiyan kiliseleri yapılmıştı. Daha sonra da bu bölgede Mescid-i Aksa inşa edilecekti. İslai kanaatlere göre, böylece Mescid-i Aksa da Adem’in (AS.) inşa ettiği ikinci Mabed’in devamı demek oluyordu.

4- İslam, Beyt-ul-Atıyk’in açılışı sırasında 10 Eylül’ü karşılayan 10 Zilhicce gününü-Yeryüzü’nde Medeniyet’in başladığı, İlahi Sevgi Mabedi’nin insanlığa açıldığı gün olarak, insanlığın ve İslam’ın en büyük bayramı diye nitelendirdi. Bu Adem’in (AS.) Yeryüzü’ne , 1 Ekim M.Ö. 5594’te indirildiği Arafat Tepesi’nden , İbrahim ve İsmail’in peygamberlik imtihanları yeri olan Mina’ya ve oradan Kabe’ye , çok sembolik Hacc İbadeti’nin gerçekleşeceği gün olacaktı.

5- Museviler, Adem’in Yeryüzü’ne indirildiği 1 Ekim gününü değil, Adem’in o yöre insanlarına ilk tebliği yaptığı 10 Ekim (10 Tişri, Aşura) gününü Yom-i Kipur (Yevmi Kebir) saydılar. İslam Peygamberi M.S. 680’de, Kerbela’da, insanlık şehidi Huseyn’in, sevgili torununun şehid edileceğini biliyordu. (10 Ekim 680). Bu sebeple, bugün değil, Kabe’nin açılışı günü Büyük Bayram oldu.

6- “Kurban” kelimesi, bugün kullandığımız “kesimlik hayvan, kurbanlık” anlamını taşımıyordu. İlahi sevgiyle yapılan her iyi davranış ve özellikle ihtiyaç sahiplerine verilen geçimlikler, “Allah’a yaklaşma vesilesi” anlamında “kurban” olarak niteleniyordu. Akraba, karib, kurbet, takriben… gibi kelimelerde olduğu gibi, bu kelimede “Allah’a yaklaşma niyeti” vardı.

7- Hacc merasimi sırasında, o devrin imkânsızlıklarıyla, yoksul hacıların çölde aç ve perişan kalmamaları için, üreme ve üretme kabiliyetinden kesilmiş, fakat Mina’ya, Arafat’a kadar yürüme gücü olan yaşlı hayvanların Hacc sadakası olarak birlikte götürülmeleri ve Mina’da kesilmelerine - biribirlerinin kanı kokusunu almaksızın, gözleri bağlanarak, eziyet edilmeyerek- cevaz verilmişti. (Hacc Suresi). Hacc’a katılamayacak olanlar da bütün ailenin bir aylık yiyecek masrafının üçte birini, diğer bir deyişle on günlük mutfak masraflarını “hedy” (sadaka, hediye, bağış, kurban) olarak yoksullara verebilirdi. Ramazan Bayramı’ndaki bir günlük mutfak masrafı (Filtre), Kurban Bayramı’nda on güne çıkıyordu.

8- İsmail’e (AS.) bedel gökten koç indirildiğinde korkunç uydurmanın da aslı yoktur. İbrahim asla oğlunu kesmeye yeltenmemiş, sadece rüyasında bunu görmüş (Saffat Suresi) bunun sınav olduğunu anlamış, oğlu elinden alınırsa Allah’a sevgisinin sarsılmayacağını oğluyla birlikte Allah’a arz etmiş, gökten koç filan indirilmemiş, Allah’a “biz İsmail’i (O’nu) Büyük Kurban ile fidyelendirdik” ayetiyle Huseyn’e ve Kerbela’ya işaret buyurmuştur.

9- Kevser Suresi’ndeki “v’enhar” emri de, Resulullah’a (SA) Huseyn’i hatırlatmaktadır. “Hayvan, deve boğazla!” anlamıyla asla ilişkisi yoktur. Nitekim Kevser de Fatıma’nın (SA.) simgesidir.

10- Fasidlerin, kötü niyetlerinin dillerinden kurtulmaya imkân yoktur. Ne var ki ben de doğruyu açıklamakla yükümlüyüm:

a- Bir daha tekrarlıyorum Ben Kurban Bayramı Kavurma Şölenidir, Aşure Matemi de Aşure Festivalidir” demiyorum, “siz bu günleri bu hale soktunuz” diyorum.

b-Bugün, Hacc Mevsimi sırasında dahi, kuzu kasabı olmak ibadet değil, mutlak günahdır ve yaşlı hayvan kesimine de gerek kalmamıştır. Allah, Kan değil, Sevgi istediğini, Hacc Suresi’nde açıkça beyan etmektedir. Her aile için aylık mutfak masrafının üçte birinin yoksullara aktarılması, kurban demektir. Bugünkü kurban uygulaması ise, gaddarlık ve pisboğazlık tezahürüdür. Yahut da: Kısa süreli et tüketim kooperatifleri kurulmasından ibaret olup, ibadetle asla ilgisi yoktur.

c- “Büyük kurban” ın (Huseyn) başının kesilmesine rıza gösterenler, isterlerse kişi başına yüz kuzuyu bizzat boğazlasınlar, bu hayvancağızlar onlar için Allah’a yaklaşma vesilesi değil, kurban değil, udvan vesilesi olurlar. Anlayana selam olsun!


Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ

İslam Hukukçusu

Kaçık bir rüyadan uyandım. 

Sağım solum hiç belli olmaz.

Kaçık bir rüyadan uyandım.

Sağım solum hiç belli olmaz.

alarasaran:

Kuru
04172014
Birazcık müzik, birazcık resim getirir.

Alara ve ben.

alarasaran:

Kuru

04172014

Birazcık müzik, birazcık resim getirir.

Alara ve ben.

(via alarasaran-deactivated20141015)

bir samsun hatırası :) sensiz olmaz!

bu gece ne kadar güzel. gecenin kendisi güzel. hem hiçbir şey olmadı ki. bilgisayarımın başında oturmuş iki saattir aynı birayı içiyorum. yanında bir de sigara. ama gece güzel işte anlamadım gitti. evi temizledim belki ondandır. kuzguncuk çok sessiz belki bu yüzdendir. bahçeye hamak astım belki de bu yüzden.

belki de artık bütün geceler çok güzel olacaktır. belki zaten bütün geceler hep çok güzeldi. belki ben bunu bu gece anlamışımdır. ben her gece “bu gece çok güzel” desem zaten o geceler hep güzel olur, kötü olması ne mümkün?

bu gece çok güzel. zaten gece çok güzel. 

Son zamanlarda dinlediğim en güzel şeylerden biri bu. Sözlere dikkat.

unutulan değerler, anlamını yitiren bir geçmiş, hiç tanınmamış, tanımak için emek verilmemiş ama sözde birbirini sevmiş insanlar, maneviyattan nasibini almamış matematik adamları, gururdan bihaber gururlular, o yüzleri taşımaktan utanmayan yüzsüzler, bugün hepinizi yakıp içtim.

believe.

"Bazen yeryüzünde varolan tüm bencilleri öldürmek istiyorum. Daha sonra düşündüğümde çok bencilce geliyor ve kendimi öldüremeyeceğimi fark ediyorum."

— (via ortadunyasakini)

yolda birini görürsün yanından geçer gider. arkana dönüp tekrar bakma isteği duyarsın ve hoop diğer tarafından gelen bir araba sana çarpar. sonra ölürsün. bütün bunlar garip değil. garip olan, hayattayken düşündüğün son şeyin o hiç tanımadığın ama arkana dönüp tekrar bakmak istediğin insan olması. 

http://vimeo.com/13934111